Tebernüş Kireççi'ye SORU SOR

Aydos Kalesi – Sultanbeyli – İstanbul

İstanbul’da Kartal, Pendik, Sultanbeyli ve Samandıra Belediyesi sınırları içinde yer alan tarihi yapıdır. Kartal İlçesi sınırları içindeki Aydos Tepesi ve Aydos Ormanı, adını Aydos Kalesi’nden almıştır. Dış duvarlarından itibaren 26 bin m2’lik bir alanı kaplayan Aydos Kalesi, 325 m yüksekliğinde bir tepede yer alır. Bölgede en son 2010’da Sultanbeyli Belediyesi ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri tarafından bir kazı yapılmıştır.


Eğlencede büyük indirim! Oyunlar 1 TL! Esenyurt TİKİ Eğlence Dünyası!


Aydos Kalesi – Sultanbeyli – İstanbul

Aydos Kalesi, Sultanbeyli, Kartal...



Aydos Kalesi nerededir?


Aydos Kalesi veya diğer adıyla Keçi Kalesi, Türkiye'nin İstanbul ilinin Sultanbeyli ilçesindeki Aydos Tepesi'nin 325 metrelik uzantısında, harabe hâlinde bulunan kale. Günümüzde, çevresiyle birlikte birinci derecede arkeolojik sit ilân edilmiştir.



Aydos Kalesi’nin tarihçesi nedir? 


Kale, Doğu Roma İmparatorluğu döneminde inşa edildi. O zamanki adı olan "Aetos" (Αετός), Yunancada "kartal" anlamına gelmekteydi. Bu isim, günümüze kadar çok ufak değişiklikle korunmuştur. 11. yüzyılda Türklerin Konstantinopolis'e (günümüzde İstanbul) yaklaşmaları üzerine kalenin önemi arttı; ancak Haçlı Seferleri'nin başlamasıyla Türkler bölgeden ayrıldılar. 13. yüzyılın sonlarında bölgede, tekrardan mücadeleler baş göstermeye başladı. 1326-1328 yıllarında Kocaeli Yarımadası'nın büyük bir kısmı Osmanlı İmparatorluğu egemenliğine girmişti. Bu dönemde iki devlet arasındaki sınır, Aetos-Pentikion (günümüzde Pendik) hattı üzerindeydi.


Âşıkpaşazâde Tarihi'nde yer alan bilgilere göre Osmanlı Padişahı Orhan Gazi, kalenin alınması için Abdurrahman Gazi, Akça Koca ve Konur Alp'i görevlendirmişti. Önce Semendra Kalesi'ni (günümüzde Samandıra) ele geçiren Osmanlı kuvvetleri, daha sonra Aydos Kalesi'ni kuşattı. Âşıkpaşazâde'ye göre, kale tekfurunun kızı kuşatmadan önce rüyasında, yakışıklı bir kahraman gördü, sonrasında ise kendini bir çukurda buldu. Bu kahraman onu kurtardı, giysilerini çıkardı yıkadı ve kıza yeni giysiler giydirdi. Kız, kısa süre sonra kaleyi kuşatan Osmanlıların arasında gördüğü Abdurrahman Gazi'yi rüyasındaki kahraman olarak tanıdı ve kaleyi ona teslim edeceğini yazdığı notu bir taşa sarıp askerlere fırlattı. Notta, Türklerin geri çekiliyormuş gibi yapmaları, gece geri gelmeleri ve kendisinin onları kaleye alacağı yazılıydı. Gece olunca kız, kale bedeninden bir kement attı ve Abdurrahman Gazi buna tutunarak kalenin içine girdi. Kapıyı içeriden açmasının ardından içeri giren Osmanlı askerleriyle birlikte kale, Osmanlı egemenliğine girdi.


Bu hikâye daha sonraları, başka yazarlar tarafından farklı biçemlerde dile getirildi. Neşrî'nın kaleminde yaşananlar bir aşk öyküsüne, Hoca Sadettin Efendi'nin anlatımında dinî bir öyküye dönüştü.


Bir versiyonda tekfur kızı, rüyasında İslam peygamberi Hz. Muhammed'i görüyordu. Sonraki yıllarda kızın rüyası; Hadidî, İbn-i Kemal, Katip Çelebi, Solakzade Mehmet Hemdemi Efendi gibi isimler tarafından, farklı şekillerde anlatılırken, Joseph von Hammer-Purgstall ve Alphonse de Lamartine de olayı kendi kitaplarına taşıdı. 1558 tarihli Osmannâme'de yer alan, Arifî'nin bir münyatüründe tekfur kızı, Abdurrahman Gazi'yi uzun saç örgüsünü kaleden sarkıtarak kaleye çıkardığı tasvir edilmiştir.


Fetihten sonra kaleye yerleşen Abdurrahman Gazi önderliğinde Scutari (günümüzde Üsküdar) taraflarına akınlar düzenlendi. Ancak bir müddet sonra kale önemini kaybetti. Hoca Sadettin Efendi'nin Tâcü't-Tevârîh adlı eserinde İzmit'in 1337 yılındaki fethinden sonra Orhan Gazi'nin şehri çok beğendiği ve buranın yakınlarındaki Aydos Kalesi'ne artık ihtiyaç olmadığından kaleyi yıktırdığı, muhafızları ve kalenin içinde yaşayanları İzmit'e getirdiği ifade edilmektedir.



Aydos Kalesi – Sultanbeyli – İstanbul


Sultanbeyli ne zaman fethedildi?


Sultanbeyli 1328 yılında Orhan Gazi'nin emriyle, Akça Koca, Konur Alp ve Abdurrahman Gazi komutasındaki Osmanlı ordusu tarafından fethedilmiştir. Bu fetih, tekfur kızının kaleyi teslim etmesi nedeniyle kolaylıkla gerçekleşmiş ve bu hadise erken dönem Osmanlı fütuhatı içerisinde müstesna bir yer teşkil etmiştir. Kale tekfurunun kızı, kale kuşatıldığı günlerde, rüyasında önce İslam peygamberini görme lütfüne erişir. Sonra rüyasında kendisini düştüğü kuyudan kurtaran insanın, Osmanlı akıncılarının başındaki kişi olduğunu fark edince gerçeği kavrar ve onlara bir mektup yazarak kalenin çatışmasız teslimine yardımcı olur. Fetihten sonra da rüyada görmüş olduğu Osmanlı akıncı beyi Gazi Rahman (Abdurrahman Gazi) ile evlenerek Osmanlıların genişleme alanındaki diğer etnik unsurlarla sıhriyet hısımlığı kurmakta gösterdikleri hoşgörülü yaklaşımın bir numunesini göstermiş olacaktır. Bu evlilik gerek Türklerin gerekse Rumların hafızalarında uzun zaman silinmeyen izler bırakmıştır. Bu hadisenin hatıra ve izlerini taşıyan Aydos Kalesi'nin kalıntıları hala mevcuttur.


Aydos Kalesi, İzmit (Nikomedia) şehrinden (ve kalesinden) batıya doğru gidildiğinde, bu aradaki bölge içerisinde en mühim kaleydi. Kervanların yol güvenliği de dâhil olmak üzere, sonraki dönemlerde iç kale haline gelen Aydos Kalesi'nin, İstanbul’un fethiyle birlikte, bu stratejik önemi azalacaktı.



Aydos Kalesi’nde yapılan arkeolojik çalışmalardan ne sonuç elde edildi? 


Kale için yapılması hedeflenen rövölve, restitüsyon ve restorayron çalışmalarının ilk ayağı olan arkeoloji kazılar 13 Eylül 2010'da, Sultanbeyli Belediyesi tarafından, İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürü Zeynep Kızıltan'ın başkanlığında başlatıldı. Alan sorumlusu Müze Müdür Yardımcısı Gülbahar Baran Çelik tarafından yapılan kazıların ilk aşaması ise 17 Şubat 2011'de tamamlandı.



Aydos Kalesi’nin konumu ve mimari özellikleri nelerdir? 


Dış duvarlarından itibaren 26.000 m2lik bir alanı kaplayan kale, Aydos Tepesi'nin 325 m yüksekliğindeki uzantısında yer almaktadır. Kalenin imarının ilk evresinin 11.-12. yüzyılda olduğu düşünülmektedir. İç ve dış olmak üzere iki suru; iç savunma duvarında altı, dıştakinde ise yedi burcu bulunmaktadır.


Kalede yapılan arkeolojik çalışmalar, danışmanlığını Halil İnalcık'ın, yönetmenliğini ise Emine Çaykara'nın yaptığı İstanbul'a Açılan Kapı: Aydos adlı belgesele konu oldu. (Kaynak: Vikipedi)



İstanbul Müzeler Müdürlüğü’nün Aydos Kalesi raporu nedir?


AYDOS KALESİ 2010 YILI KAZI ÇALIŞMALARI

İstanbul İli, Kartal, Pendik, Sultanbeyli ve Samandıra Belediyesi sınırları içinde yer alan Aydos Kalesi'nde Müzemiz denetiminde, 13.09.2010- 17.02.2011 tarihleri arasında kazı ve atölye çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Kazı çalışması, Sultanbeyli Belediyesi tarafından hazırlanmakta olan, rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri ihtiyacına yönelik olarak, V Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun 03.08.2010 ve 2748 sayılı kararı ve Bakanlığımız Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün 13.08.2010 tarih ve 172859 sayılı kazı sondaj izin belgesi ile gerçekleştirilmiştir.


Kale adını, üzerine konumlandığı Aydos Dağı olarak anılan tepeden almaktadır. Aydos adının, Yunanca kartal anlamı taşıyan aetos tan dönüştüğü düşünülmektedir.


Dış duvarlarından itibaren 26.000 m ²lik bir alanı kaplayan Kale, 325 m yüksekliğinde bir tepede yer alır ve diğer kaleler gibi, bulunduğu bölgeye hakim bir konumdadır. Plan itibariyle, topografyaya uygun bir bicimde kuzeydoğu-güneybatı konumunda yerleştirilmiş olup oval bir forma sahiptir. Kale'nin ana kaya üzerine inşa edildiği ve yapımı sırasında tepenin üstünün kısmen düzeltildiği anlaşılmaktadır. Savunmayı daha güçlü kılmak amacıyla kademeli bir şekilde yerleştirilmiş iç ve ön sur olmak üzere iki sura sahip sahiptir. İç savunma duvarına bağlı altı, dış savunma duvarına bağlı, görünen, yedi adet burca sahiptir.


Kazı çalışmaları restorasyon projesi ihtiyacına yönelik olarak, iç surun iki yanında, sura bitişik burçlar ve çevresinde, kale içinde görünen sarnıçlarda ve kazı çalışmaları sırasında rastlanan kapılar çevresinde, su sistemleri ve bir adet gömü üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bu sınırlı alanda yapılan kazı çalışması sırasında Kale'nin önemli mimari birimleri ve çok sayıda taşınabilir kültür varlığı ortaya çıkartılmıştır. Ortaya çıkartılan mimari birimlerin başlıcaları, İç sur bitişiğindeki burçlar, burçlar yakınındaki seğirdim merpenleri, kapılar, su sistemleri, sarnıçlar, mazgal-gözetleme pencereleridir.


Burçlar ve seğirdim merpenleri: Kazı çalışmaları sırasında ortaya çıkartılan tüm burçlar yöresel taşlardan yapılmış olup yarım daire biçimlidir.


Kalenin güney batısında yer alan iç burcun dış duvar örgü sisteminde, korunmuş halde günümüze ulaşan, kaset biçimli tuğla bezemeli bir kaplama ortaya çıkartılmıştır. Bu kasetli duvar örgüsü 13-14. yüzyılın mimari özelliklerini taşımaktadır. Bu burç, boyutunun büyüklüğü, özenli işçiliği ile bu kalenin en önemli kulesi görünümüne sahiptir.

Kalenin doğusu derin bir vadiye bakmaktadır dolayısı ile bu yönde Kale'ye çıkmak oldukça güçtür. Bu nedenle bu yönde savunmaya daha az ihtiyaç duyulduğundan burç sayısı sadece bir adettir.


İç burç çevresinde yapılan çalışmalarda surun seğirdimine (savunma duvarlarının üzerinde askerlerin rahatça hareket ederek savunma yapabilecekleri düz yol) çıkan yerel taş ve harçla yapılmış seğirdim merpenleri de korunmuş olarak ele geçmiştir.


Kapılar: Kalede yapılan kazı çalışmalarında iç surun güneyinde, doğusunda ve batısında olmak üzere toplam üç kapı ortaya çıkartılmıştır. Güneydoğuda bulunan kapı tümüyle kapı şeklinde ve özenli olarak inşa edilmiştir ve her iki yanında, yarım daire planlı kapıyı koruyan kulelerin izleri görülmektedir. Kalelerin iki yanı kulelerle korunan giriş kapılarına sahip olduğu bilinen bir özelliktir. Bu özellikten yola çıkılarak bu kapının kalenin ilk kapısı olması kuvvetle muhtemeldir. Daha sonraki bir evrede ise bu kemerli kapının güneyinin taş dolgu ile kapatılarak güneyindeki büyük burca eklendiği gözlenmiştir. Kale kapılarının zaman zaman gelen saldırılar sırasında kapatıldığı da bilinen bir durumdur dolayısı ile bir saldırı sırasında ya da daha sonra önde daha güçlü bir kule yapılması amacıyla bu kapının işlevini yitirdiği ve büyük burca eklendiği düşünülmektedir.


Kalenin doğusunda, iç surunun başlangıç ve bitişinin kesiştiği alanda, tabanında horasan harç ve tuğlalardan yapılmış bir zemin ve çevresinde mermer lento, ve sütun parçalarının bulunduğu geniş bir kapı açıklığı da kazılar sırasında 

ortaya çıkartılmıştır. Bu kapı da Kale'nin önemli bir kapısı olmalıdır.


Küçük Buluntular: Kazı çalışmaları sırasında, ele geçen küçük buluntuların büyük bölümünü, 13-14. yüzyıla ait sırlı, sırsız kap ve kap parçaları oluşturmaktadır. 11-14. yüzyıl sikkeleri, 11-13. yüzyıla ait keramik parçaları da ortaya çıkartılan buluntular arasında yer alır. Hemen hiç (1 adet 19. yüzyıla ait lüle dışında) Osmanlı Dönemi malzemesi ele geçmemiştir.


Gömü: Kazı çalışmalarında Kale'nin güney doğusunda iç sur kenarında bir adet gömü ile karşılaşılmıştır. Arkeolog-antropolog Dr. Yasemin Yılmaz tarafından yapılan ön incelemede iskeletin 22-29 yaşlarında bir kadına ait olduğu anlaşılmıştır.


Aydos Kalesi Efsanesi: Aydos Kalesi, kalıntılarının yanı sıra, Osmanlı kaynaklarında yer alan efsanesi ile de oldukça ünlüdür. Hoca Sadettin Efendi tarafından kaleme alınmış olan ve Osmanlı İmparatorluğu kuruluş devrinin temel kaynaklarından biri olarak kabul edilen Tacü't Tevarih'te anlatılan bu efsanede olay, Aydos Kalesi tekfurunun kızı ile Aydos fatihi olarak bilinen Orhan Gazi'nin komutanlarından Abdurrahman Gazi arasında geçmektedir. Kale tekfurunun kızı bir gece rüyasında derin bir kuyuya düştüğünü görür ve buradan onu genç bir delikanlı kurtarır. Tekfurun kızı kendisini kurtaran bu delikanlıya aşık olur. Kale Osmanlı ordusu tarafından kuşatıldığında Ordu'nun başındaki genci gören tekfur kızı, rüyasında gördüğü gencin o olduğunu anlar. Kuşatmanın başındaki bu komutan Abdurrahman Gazi'dir. Tekfurun kızı aşık olduğu gence bir not gönderir, notunda bir geri çekilme planı yapmalarını ve gece gelmeleri halinde kendilerini içeri alacağını yazar. Bunun üzerine Osmanlı ordusu geri çekiliyormuş izlenimi yaratarak uzaklaşır. Kaledekiler de Osmanlı askerlerinin kaçtığını düşünürler. Gece tekrar dönen Osmanlı ordusu komutanı Abdurrahman Gazi tekfurun kızı tarafından içeri alınır daha sonra Kale kapıları açılarak Osmanlı askerleri Kaleyi ele geçirir.


Değerlendirme


Aydos Kalesi, Bizans İmparatorluğu'nun sınırlarının daraldığı Geç Bizans Dönemi'nde, doğu sınırında önemli bir konumda olmalıdır. 1326-1328 tarihlerinde, Osmanlılar bugünkü Kocaeli yarımadasını ve Anadolu yakasındaki yerleşimlerin bir kısmını ele geçirmiştir. Bu dönemde Osmanlı ve Bizans sınırı Aydos- Pendik arasındaki hat üzerindir. Kale, yapıldığı dönemde Constantinopolis'i doğuya bağlayan Kocaeli Yarımadası'nın içlerine giden bir tali (ikincil) yol üzerinde olmalıdır.


11. yüzyılda askeri ve siyasi açıdan zayıflayan ve 1071 Malazgirt yenilgisinin ardından Anadolu'daki toprakları kaybetmeye başlayan, Bizans Devleti'nin tüm Anadolu'da Türklere karşı bir savunma ağı oluşturulduğu bilinmektedir. Bu dönemde Bizans İmparatorluğu'nun, Anadolu'daki başlıca imar faaliyetini kaleler oluşturmaktadır. Aydos Kalesi'nin ilk imar faaliyetlerinin de kazı sırasında ele geçen 11-12. yüzyıla ait küçük buluntulardan yola çıkılarak bu dönemde gerçekleştiği düşünülmektedir. Yine kalenin ilk evresinin, iki yanında yer alan kulelerle korunan güney doğudaki kapı ve çevresinde yani iç burçta, gerçekleştirildiği şu anki buluntu ve bilgilerimiz dahilinde söylenebilir. Başkale olarak adlandırdığımız Burc'un dış kaplama sisteminden yola çıkılarak 13-14. Yüzyıllarda eklendiği, dolayısı ile 13-14. yüzyıllarda Kale'de yeni bir imar faaliyeti olduğu söylenebilir. Yine aynı burç üzerindeki izlerden burca üç dönem eklenti yapıldığı anlaşılmaktadır. Osmanlı Dönemine ait hemen hiç küçük buluntunun ele geçmemiş olması, Osmanlı tarihçilerinin yayınların da belirtildiği üzere, Kale'nin Osmanlılar tarafından alındıktan kısa bir süre sonra terk edildiğini doğrulamaktadır. Mimari özellikler ve küçük buluntular, Kale'nin yoğun kullanım evresinin , 13-14. yüzyıl olduğunu göstermektedir. (Kaynak: İstanbul Arkeoloji Müzeleri)