Tebernüş Kireççi'ye SORU SOR

Emine Uşaklıgil evi

Aşk-ı Memnu romanının yazarı Halid Ziya Uşaklıgil’in kızı, Cumhuriyet Gazetesi’nde 13 yıl yöneticilik yapan Emine Uşaklıgil’in evi. Mimar Ahmet Alataş tarafından tasarlanan evin özelliği camdan olması, evde duvar ve perde bulunmaması. Emine Uşaklıgil’in evi, televizyon dizisi ‘Şüphe’nin çekim mekanlarından biri oldu. İşte evin özellikleri…


Eğlencede büyük indirim! Oyunlar 1 TL! Esenyurt TİKİ Eğlence Dünyası!


Emine Uşaklıgil evi

Gazeteci Emine Uşaklıgil


Emine Uşaklıgil’in cam evini tasarlayan Mimar Ahmet Alataş kimdir?


Tasarımı mimar Ahmet Alataş'a ait, Emine Uşaklıgil ile eşi David Tonge'nin evi doğayla aranızdaki engeli kaldırıyor. Cam, çelik ve yüksek yapılar üzerine uzmanlaşmış bir mimar olan Ahmet Alataş, eğitimini Avusturya'da, Viyana Teknik Üniversitesi'nde tamamlamış. Çelik malzeme sayesinde inşa ettiği hafif yapılar daha fazla ışık alıyor ve bu da ona sınırsızlık duygusunu yaşatıyor, tıpkı Emine Uşaklıgil'in 'cam' evinde olduğu gibi... 



Emine Uşaklıgil evi

Mimar Ahmet Alataş


10 dönümlük ağaçlık bir arazideki evin projelendirilmesi sekiz ay, uygulanması ise sadece üç buçuk gün sürmüş. Gazeteci Emine Uşaklıgil ve eşi David Tonge için yapılan bu evden hareketle, mimarideki yeni arayışları konuştuğumuz Alataş, "Doğayla iç içe yaşam, insanı daha özgür ve yaratıcı yapıyor," diyor.


Ahmet Alataş hakkında detaylı bilgiler için tıklayın!


Emine Uşaklıgil evi nasıl doğdu?


Gazeteci-yazar Emine Uşaklıgil orman içindeki evinin kapılarını, 04 Temmuz 2010’da Vogue dergisine açtı. Emine Uşaklıgil sıradışı cam evinde eşiyle teknolojinin tadını çıkartırken yazılarını da evinin manzarasına karşı kaleme alıyor.


Emine Hanım ve İngiliz eşi David Tongue, önceleri Beyoğlu-Galatasaray’da hoş manzaralı bir dairede oturmaktaymışlar. Hafta sonları ve yazları ise şimdiki cam evlerinin olduğu ormalık yerde, onun bir uzantısı olarak hala kullanılan, ufacık, taştan bir köy evine kaçıyorlarmış. İstanbul’da bu şekilde iki ev tutmanın anlamsız olduğuna karar verdiklerinde Galatasaray’daki evi kapatıp, temelli ormandaki bu taş eve taşınmayı düşünmüşler. Ancak böyle küçük bir mekanda 24 saat yaşamanın doğurduğu ihtiyaçları da göz önüne alarak hali hazırdaki arazide yeni bir ev yaptırmanın yollarını aramışlar.



Emine Uşaklıgil evi


Emine Uşaklıgil evinin özellikleri neler?


İşte o aşamada yolları mimar Ahmet Alataş’la kesişmiş. Ev sahiplerinden tasarım konusunda neredeyse açık kart alan mimar Alataş, hemen işe koyulmuş. Ev öyle yalın ve şeffaf ki içinde tek bir duvar dahi yok. Evin dört bir tarafı da cam. Mimar Alataş, mahremiyeti koruyacak ama yine de doğayı evin içine davet edecek şekilde ona da bir çözüm bulmuş. Gün ışımasından itibaren herhangi bir an güneş ışığını kesmek istediğinizde uzaktan kumandalı perde sistemi devreye giriyor. Bunun yanı sıra her şeyin en yalınını seven ev sahipleri, evin ön yüzünde doğal perde oluşturacak şekilde çelik halatlara mor salkım sardırmaya başlamışlar.


Evin dışarıdan görünen ultra modernliğine, sadeliğine ve şeffaflığına inat, içindeki eşyalar bir köşke yakışacak cinsten tarihi özellikte. Bir köşede Halid Ziya’nın masa saati ve mürekkep seti, diğer köşede ise onun oğlu (Emine Hanım’ın da amcası) Vedad Uşaklıgil’in Florya’daki evinden getirdiği antika yazı masası duruyor. Annesi Leyla Abalıoğlu’nun hediyesi, mutfaktaki duvarda asılı Flora Danica desenli porselen tabaklar da görmüş geçirmiş, soylu bir İstanbul ailesine aitliği gösteren unsurlardan. Evde belki klasik anlamda duvar yok ama Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi duayenlere ve genç sanatçılara ait çok sayıda tablo, heykel ve diğer eserler hemen göze çarpıyor. Belli ki ev sahipleri sanata meraklı. Okumayı seven Emine- David çiftinin evinde kitaplar hep baş köşede. Kurtuluş Savaşı tarihinden Baudelaire’e uzanan, sahibinin tercihlerini hemen belli eden bir seçki söz konusu. Emine Hanım’ın odasındaki çalışma masasının öyküsü de ilginç.




Emine Uşaklıgil evi




Birinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan Konsolosluğu’nun harita odasının masası bu. Amerikalılar’ın, İstanbul ve Anadolu’nun işgali gibi olayları takip ettikleri bu masa daha sonra unutuluyor. Ta ki Emine Hanım’ın bir arkadaşı satın alıp kendisine hediye edinceye kadar. Emine Hanım laptop’uyla kah salonda, kah mutfakta, kah bu masada çalışıyor. Dede Uşaklıgil’in 13-14 yaşında yapılmış ufacık bir portresinin zeki bakışları altında bugün torun Uşaklıgil yazılarını yazıyor. Yazıdan başını kaldırmak istediğinde ise evi çevreleyen en geniş bahçede kendi diktiği ağaçlarla veya sebze ve taze ot bahçesiyle ilgileniyor. Acaba orijinal eserin yazarınının torunu olarak Emine Hanım kitabın dizileştirilmiş halini nasıl karşılıyor? Ona göre eserin, yapımcı tarafından ilgi çekici şekilde televizyona uyarlandığı, dizinin başarısından belli. Onu asıl sevindiren ise dizi sayesinde dedesinin kitabına da ilginin artmış olması ve hatta satışlarının gözle görülür biçimde yükselmesi. (Kaynak: Posta Gazetesi)



Mimar Ahmet Alataş, Emine Uşaklıgil Evi’ni nasıl anlatıyor?


Mimar Alataş, Sabah Gazetesi’nde 2 Ekim 2010 tarihli ve Figen Yanık imzalı röportajda soruları şöyle cevaplıyor; 


- Büyük şehirlerde 30-40 yıl öncesinin, müstakil yaşamlarına dönüş isteği var mı? 

- Şehir planlamacılarıyla yatırımcıların gelişme stratejileri, artan nüfus, sosyo ekonomik ve kültürel yapı nedeniyle 30-40 yıl öncesine benzer, doğanın içinde müstakil yaşam alanlarına dönüşün, büyük kitleler için tercih edileceğine ve mümkün olacağına inanmıyorum. Ancak ekonomik olarak güçlü ve eğitimli azınlığın kendileri için müstakil yaşam alanlarını yarattıklarını, doğayla içi içe yaşamayı tercih ettiklerini gözlemliyorum. Tasarımcı olarak, insanların toplu halde yaşamaya devam ettikleri şehir merkezinde, ihtiyaç duydukları müstakil yaşam alanlarını onlara sunan kat bahçeleri, teras ve diğer mimari çözümleri kullanarak farklı girişler, açık alanlarla müstakil yaşantı hissi veren büyük ölçekli konut projelerinin, günümüzün konut ihtiyacına daha doğru çözümler üreteceğine inanıyorum. 


- Doğa içinde yaşamaya dönük arayışlar konusunda ne tarz isteklerle karşılaşıyorsunuz? 

- Mal sahiplerinin daha önce görmüş ya da yaşamış oldukları yapılar ya da kendi bilgileriyle şekillenen farklı arzuları olabiliyor. Biz projelerimizde mimarinin bilinen problemlerine yeni çözümler ararken insanları yaşamış oldukları tecrübelerinden bir miktar uzaklaştırarak yeni deneyimler edinebilecekleri, sosyolojik ve psikolojik olarak yaşantılarını pozitif yönde etkileyen yapılar yapmaya gayret ediyoruz. Kısa süre öncesine kadar 'orman evi' denildiğinde İstanbul Kemerburgaz'da ağaçtan yapılmış ufak pencereli, kalın duvarlarıyla doğadan koparılmış yapılar akla geliyordu. Şeffaf, yaz kış doğanın içinde yaşıyor hissi veren bir yapının gerçek orman evi olduğu fikrini vermek ve enerji tasarrufuyla ilgili ürettiğimiz çözümlerin çalıştığını görmek, heyecan verici bir tecrübe. 


- Hiç duvar kullanmadan, alışık olduğumuz her şeyi sil baştan düşündürten, ama bir o kadar da cazip bu ev, nasıl bir hayalin ürünü? 

- Bu projenin ayrıcalığı, son derece bilinçli bir mal sahibiyle çalışma fırsatımız olmasıydı. Doğa içinde en az tahribat verecek şekilde, enerji ihtiyacının bir kısmını doğadan karşılayabilen, doğada yaşamayı yeniden yorumlamamıza imkân veren tasarım, bizim çalışmalarımızla Emine Hanım'ın beklentilerinin örtüşmesi sonucu mümkün oldu. 


- Neden çelik malzeme? Çeliği, doğayla nasıl uyumluyorsunuz? 

- Çelik ile son derece hafif ve geçirgen yapılar yapabiliyorsunuz. Daha hafif, daha esnek, daha şeffaf ve daha aydınlık yapıları gerçekleştirme arzusu için çeliği vazgeçilmez bir malzeme olarak görüyorum. Birinci derece deprem bölgesi İstanbul'da çelik kullanarak yaptığımız yapılarda, dikey taşıyıcı unsurların zarifleşmesi hem yapıyı daha esnek kullanma imkânı sunuyor hem de içeriye daha fazla ışık alıyor.


- Yeşil ve bu kadar şeffaf bir yaşamın evin sahiplerine ne tür artıları oldu? 

- Çok olumlu tepkiler alıyoruz. Ben insanların daha özgür ve yaratıcı olduklarına inanıyorum. 


- Bu 'duvarsız ev', Türkiye'de hâlâ ilk mi?

- Uşaklıgil evi 2004'te projesini hazırladığımız, 2005'te uygulanmış bir projemiz. Bu tarihten önce kendi ofisimizin yaptığı duvarları olmayan diğer bir cam konut projemiz var; Alataş evi. Bu iki konutun dışında Türkiye'de mimar ve ev sahibi açısından bu derece cesur projelere tanık olmadım. Dünyada ise bu şekilde birçok örnek var. Bu çalışmaların öncüsü olarak Mies van der Rohe'nin Illinois'deki Farnsworth evini kabul edebiliriz. 


- Evin görünüşü, huzurlu bir Japon bahçesi gibi... Uzakdoğu mimarisinin, çalışmalarınızda etkisi var mı? 

- Ofisimizin mimari felsefesine ait yalınlık, fonksiyonellik arayışları Uzakdoğu felsefesiyle örtüşüyor olsa da bir etkilenme olmadığını düşünüyorum. Bahçe daha çok bir İngiliz bahçesi şeklinde, ev sahibimiz tarafından tasarlandı. Yılın farklı zamanlarında bahçenin şekil ve renk değiştirmesi, farklı zamanlarda açan değişik renklerdeki bitkiler, evin içinde mevsimleri birebir hissederek yaşamanıza imkân veriyor.



Emine Uşaklıgil evi


Emine Uşaklıgil kimdir?


Aşk-ı Memnu’nun son dönemde hayatımızda yarattığı fırtına malum. Emine Uşaklıgil, işte bu diziye esin kaynağı olan aynı adlı romanın yaratıcısı, büyük Türk edebiyatçısı Halid Ziya Uşaklıgil’in torunu. Emine Uşaklıgil’in soyağacı bir yandan Türk edebiyatı, politikası ve diplomasisine, diğer yandan da Türk basınına dayanıyor. Babası, Atatürk’ün eşi Latife Hanım’ın babası Muammer Bey’in kuzeni de olan ünlü edebiyatçı Halid Ziya’nın oğlu Bülend Uşaklıgil. Annesinin babası ise 1924’te Cumhuriyet Gazetesi’ni kuran Yunus Nadi. Paris’te gördüğü öğrenimden sonra Türkiye’ye dönüp, önce o sırada başında dayısının bulunduğu Cumhuriyet’te dış haberler servisinde Mehmet Barlas ve Ergun Balcı’yla çalışıyor. Sonra Günaydın grubundan Ayrıntılı Haber’de geçirdiği bir süre ve tekrar Cumhuriyet’e dönüşü, 1980 darbesinden sonra gazeteyi yeniden yapılandırma çabalarına ön ayak oluşu geliyor. Şu sıralar en önemli meşguliyeti, yazdığı kitap. Pek ayrıntısına girmek istemiyor ama “Cumhuriyet Gazetesi’nin geçmişi ve o dönemde gazetede ve ailede yaşanan dram bağlamında Türkiye’de bir kuşağın kesiti” olacağı ipucunu veriyor.


Emine Uşaklıgil, Fransa’da Vichy kentinde doğdu. Kopenhag, Kahire, Washington ve Paris'te görev yapan büyükelçi Bülent Uşaklıgil'in kızı. Paris Institut d’Etudes Politiques’i bitirdi. 1975 yılında Ayrıntılı Haber gazetesinde gazeteciliğe başladı. 1977 yılından sonra Cumhuriyet gazetesinde çalıştı. Cumhuriyet ve IBS’de yöneticilik yaptı. Onat Kutlar ile birlikte film yapımcılığı denemesi oldu. Alkazar Sineması işletmeciliği ve simultane tercümanlık yaptı. Ege’de zeytincilik yapıyor. Bir süre Yeni Yüzyıl gazetesinde yazdı. Bir araştırma ve danışmanlık şirketinde yönetim kurulu üyeliği yaptı. NTV'nin internet sayfasında yazıyor. Helsinki Yurttaşlar Derneği üyesi.


Emine Uşaklıgil’in ilk eşi Hanzade Sultan’ın oğlu Mısır Prensi Ahmet İbrahim, ikinci eşi ise Asaf Savaş Akad’tı. 20 yılı aşkın süredir de İngiliz gazeteci, danışman David Tonge ile birlikte. 


ESERLERİ:


1. Modernleşme ve Çokkültürlülük (Emine Uşaklıgil, İstanbul 2001, İletişim Yayınları)


2. Benim Cumhuriyet`im (Emine Uşaklıgil, İstanbul 2011, Everest Yayınları)