Tebernüş Kireççi'ye SORU SOR

Kira alacağı davası hangi mahkemede açılır?

Gayrimenkulünü kiraya veren kimseler, kira bedelini tahsil edememeleri halinde kiracıya karşı dava açabiliyor. Peki, kira alacağı davası nasıl açılır? Kira alacağı davası hangi mahkemede açılır?


Kira alacağı davası hangi mahkemede açılır?


Gayrimenkulünü kiraya veren kimseler, kira bedelini tahsil edememeleri halinde kiracıya karşı dava açabiliyor. Kira alacağı davası ile mal sahibi kiracıda kalan kira bedellerini alabiliyor.


Peki, kira alacağı davası nasıl açılır? Kira alacağı davası hangi mahkemede açılır?


Kira alacağı davalarında mahkemenin görevi yıllık kira bedeline göre

belirleniyor. Buna göre davanın Sulh ya da Asliye Hukuk Mahkemesinde açılması gerekiyor.


Kanunen Kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dahil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar Sulh Hukuk Mahkemesinde görülüyor. Ancak Yargıtayın almış olduğu karara göre bu dava kira bedelinin miktarına göre Asliye Hukuk Mahkemesinde de açılabiliyor.


Kira alacağı davası örneği şu şekilde;


ÖZET:  Kira alacağı davalarında mahkemenin görevi yıllık kira bedeline göre

belirlenir.


Buna göre davanın Sulh ya da Asliye Hukuk Mahkemesinde açılması gerekir.


Y.3.HD. E: 2010/8361 K: 2010/11998 T: 05.07.2010


Davada, davacı kiracı tarafından 10.07.2006 başlangıç tarihli ve 15 yıl Süreli kira sözleşmesi ile K... Çayında 2259 İt/sn su kiralandığı, davalı K... Valiliği İl Özel İdaresi tarafından 01.01.2008 tarihinden itibaren aylık 4.500,00 TL kire ödenmesinin istenildiği, bu miktarın fahiş olduğu ileri sürülerek, indirilerek 1.388,00 TL olarak tespiti istenilmiş, mahkemece, davanın kısmen kabulü ile aylık kira parasının 1.731,03 TL olarak tespiti cihetine gidilmiş, hüküm, süresinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.


Taraflar arasında düzenlenen kira sözleşmesine konu "su" olarak belirtilmiş olup, bu durumda kiralananın niteliğinin gayrimusakkaf kabulü zorunludur.

HUMK'un 1711 Sayılı Kanun’la değiştirilen 8/11-1. maddesi "kira sözleşmesine

dayanan her türlü tahliye, akdin feshi yahut tespit davalarına, bu davalarla birlikte açılmış kira alacağı ve tazminat davalarına ve bunlara karşılık olarak açılan davalara" bakmaya Sulh Mahkemelerini görevli kılarken, 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun'un uygulama alanı içinde kalan kiralananları amaçladığında kuşku bulunmamaktadır. Gerçekten de, 6570 sayılı Yasa'nın 1. maddesinde bu Kanunun uygulanması için kiralanan yerin musakkaf (çatılı) bir taşınmaz olması gerekmektedir. Gayrimusakkaf taşınmaz mallar ise, Borçlar Kanunu'nun hükümlerine tabidir.


Yine, kiralanan taşınmazın, niteliği itibariyle 6570 Sayılı Yasa'nın uygulama alanı içinde bulunması durumunda asıl olan, kira müddetinin sonunda da kira akdinin devam etmesidir. Ancak, kira parasına ilişkin olarak tarafların ihtilafa düşmeleri halinde sözleşmede doğan bu boşluk, 18.11.1964 tarih, 2/4 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararı uyarınca hakim tarafından doldurulur.


Her iki yasanın ilgili maddelerinin hukuki sonuç ve hükümleri ile koruma amaçları tamamen birbirinden farklıdır. Örneğin, kira parası, Borçlar Yasası'nın 248. maddesinde yer alan, kira akdinin esaslı unsurlarındandır. Borçlar Kanunu'na tabi olan yerlerde ise, akit kural olarak sözleşmede öngörülen süre hitamında sona erer ve kiralananın kira parası hakkında taraflar arasında anlaşmazlık bulunması durumunda, kira akdinin asli unsurlarından olan, kira bedeli konusundaki uyuşmazlık nedeni ile artık devam eden bir kira sözleşmesinin varlığından söz etme olanağı yoktur. Hal böyle olunca musakkaf olmayan ve BK'ya tabi olan yerlerde bir 

kira akdinin varlığından söz edilemeyeceğine göre, dava değeri gözetilerek görevin belirlenmesi kaçınılmazdır.


Somut olayda, davanın Hukuk Genel Kurulu'nun 13.05.1994 tarih, 1994/3-174-

1994/336 sayılı kararında ifade edildiği üzere, HUMK'un 8. maddesinde anılan kira sözleşmesine dayanan bir kira tespit davası niteliğinde olmadığı anlaşıldığından, yıllık kira parası dikkate alınarak Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olması nedeniyle mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekir.

Eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.


Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde

hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan, kabulü ile hükmün HUMK'un 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA) ve peşin alınan

temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 05.07.2010 tarihinde

oybirliğiyle karar verildi.




Işıl Seren KESKİN/Emlakansiklopedisi.com