Tebernüş Kireççi'ye SORU SOR

Mahmut Sami Kirazoğlu - Yüksek Mimar

Medîne-i Münevvere'deki Cuma Câmii'ni 1988’de inşa eden mimar. Mahmut Sami Kirazoğlu, Mimar Sinan Üniversitesi Yüksek Mimarlık Bölümü’nden mezun oldu, 35 yıldır Suudi Arabistan’da yaşıyor. Kirazoğlu, cami mimarisi konusunda uzman.


Eğlencede büyük indirim! Oyunlar 1 TL! Esenyurt TİKİ Eğlence Dünyası!


Mahmut Sami Kirazoğlu - Yüksek Mimar
Mimar Mahmut Sami Kirazoğlu



Mahmut Sami Kirazoğlu nereli?


Mahmut Sami Kirazoğlu 1948 yılında Adana’da doğdu. Mimar Sinan Üniversitesi Yüksek Mimarlık Bölümü’nden mezun olduktan sonra dünyada birçok yerde ihtisas, doktora ve master yaptı. 35 yıldır  Suudi Arabistan’da hizmet veriyor.



Yüksek Mimar Mahmut Sami Kirazoğlu, Suudi Arabistan’da neler yaptı?


Kirazoğlu, Cami Yapı Ekipmanları Dergisi’nin 1 Nisan 2013 tarihli sayısında yayınlanan röportajda şöyle anlatıyor; 


“Peygamber Efendimiz’in sırtında taş taşıyarak yaptığı Kuba Camii başta olmak üzere, hepsinde proje müdürü olarak baştan sona kadar detay çalışmalarında çok şükür bulundum. Diğer bazı camilerin restorasyonunu da yaptık. Bu camilerin birçoğunun plan ve projesini, uygulamasını biz yaptık. Birkaç tane proje de İngiltere’den geldi ama bazı yerlerinde değişiklik yaparak usulüne, şartlarına uygun hale getirmeye çalıştık. Mesela İngiltere’den gelen Kuba Camii’de üç tane kapı vardı. Biz tabii Allah korusun izdihamı düşünerek kapı adetlerini artırdık. Dolayısıyla farklılıklar oluştu fakat ana özelliklerini bozmamaya gayret gösterdik. Yani eski eserlere el sürerken aslına sadık kalmak için çok dikkat ettik. Bazı camileri yıkılmış olduğu için yeniden aslına uygun olarak onarmaya çalıştık.

 


Mahmut Sami Kirazoğlu, cami mimarisi için ne düşünüyor?


Dünyanın her yerinde çok şükür camilerimiz var. Allah’ın bir lütfu bu camiler. Şuanda yapılan camilerin rakamı akıl almaz bir sayıda fakat en zor tarafı şu; ben bir yaptığımı bir daha yapmam yani aynı camiyi başka bir yere uygulamam. Maalesef Türkiye’de bu konuya dikkat edilmiyor. Fotokopi çektirir gibi camileri kopyala yapıştır yapıyorlar. Üç beş kuruş vermemek için proje parasını ödemek istemeyenler, yaptıkları camileri bir milyon fazlasına mal ediyorlar ama bundan haberleri yok. Lüzumsuz şerifeler, lüzumsuz tezyinat, leblebi gibi kubbeler… Mimarların Sultanı Mimar Sinan, bu işin şahikasına ulaşmış, sen onu niye taklit etmeye çalışıyorsun? Ki edemiyorsun bile… Olacak iş değil ama maalesef durum böyle. Dinimizde her zaman mezara kadar ilim denmiş, namazın, orucun bile belli vakitleri var ama ilim için yok. İlim kadın ve erkeğe de farz buyrulmuştur. Biz tam tersine camileri, Allah’ın evlerini, yaparken cehaletle hareket ediyor, üretim yapmaya çalışıyoruz ve el cebinden hayra çok meraklıyız. Yok böyle bir şey, herkesin hakkını vererek, gücümüz yetiyorsa hayır yapmalıyız.

 

Kopyayla bir sanat ölmüş oluyor cami mimarlığı son buluyor. Şuanda ezan sistemindeki merkezi ezandan bahsediliyor. Ne demek merkezi ezan? O zaman yarın bir gün Allah korusun merkezi namaz da mı başlayacak? Koskoca Türkiye’de sadece o ezanı okuyan yerlerdeki kişilerin mi sesi güzel? Yok öyle bir şey. Sesi, mahreci, makamı güzel hatta bunun eğitimini yapmış kişileri alın, geliştirin, eğitin ondan sonra müezzin olsunlar.



Mahmut Sami Kirazoğlu - Yüksek Mimar



Mahmut Sami Kirazoğlu, neden Türkiye’de çalışmıyor?


Bir örnek vereyim; bir hasta ameliyat masasında profesör ve ekibine teslim edilmiş ve ameliyat başlamış bir anda kapı güm diye açılıyor ve içeri beş altı kişi geliyor, diyorlar ki bu hasta bizim yakınımız, senin değil bizim istediğimiz yerden keseceksin. Bu durumda hastayı da maalesef öldürmüş olacaklar. Cami işi de bunun gibi bir katliama benziyor. Kaç tane mimari eser var Cumhuriyet Tarihi’nde bana sanat eseri, sanat tarihi kitabını getirtecek cami gösterin. Sonra herkes diyor ki niye Türkiye’de çok şey yapmıyorsun. Yaptırmıyorlar ki, bu cami de benim ama o kadar çok hata var ki içinde, peki niye çünkü benden çoğu çıktı. Mesela engelliler için ben arkada sabit sedir düşündüm. Yarın bir gün kırmızı, mavi, yeşil plastik tabure getirirler, doldururlar diye. Yok efendim millet tembelliğe alışırmış. O kendiyle Allah arasında bir konu. Tembelliğe alışır diye böyle bir şey yapılmaz adam hastaysa zaten ister istemez bir şekilde oturacak. Oturup kalkamıyor ne yapsın? Çok kısa bir şey anlatayım; yaklaşık beş, altı ay evvel Çengelköy taraflarında benden bir cami istediler, devamlı ısrar ettiler isim vermek istemiyorum emekli bir cami imamıydı. İmam camilerin sorunlarını, ihtiyaçlarını cemaate göre daha iyi bilir ama ben dedim ki; sizden baştan bütün arzularınızı, isteklerinizi alacağım ama yaparken de hiç işime karıştırmam. Ama baştan söyleyin çünkü oradaki ihtiyacı siz benden daha iyi bilebilirsiniz. Burada Cuma namazında bir sürü kişi oluyor örneğin sabah namazında 10 kişi bulamazsınız. Siz bilirsiniz bunu ben her geleni takip edemem. Oranın gelişmesini bilmek lazım. Hatta oranın itfaiye, trafik teşkilatı, sağlık bölümleri, muhtarı, belediyesi herkesle konuşmak lazım. İstanbul’a geldiğimde Çamlıca’daki camiyi görmeye gittim, yorgunum ama oraya kadar gelmişken bir uğrayayım dedim. O kadar istekli olan kişi sizinle çalışmaktan vazgeçtik dedi. Neymiş, kimseyi işime karıştırmam dediniz ben de arkadaşlarla konuştum yok dediler. Biz karışmadan cami yaptıramayız dedi. Türkiye’nin hali bu işte.



Mahmut Sami Kirazoğlu, cami mimarı eğitimi için ne düşünüyor?


Cami sanatı öldü mü, neden mimar yetişmiyor? Teşvik etmek lazım ki mimar yetişsin, para vermezsen mimar yetişmiyor. Ne yapsın o da ev geçindirecek Mimar akustiği bilemeyebilir. Ben bu işte çok hassasım, şimdi yapılan boyutlar, sistemler hepsi sesle alakalı yani oradaki girinti, çıkıntı… Mesela mukarnas, yuvarlak alanla düz alanın ayrıntısının birbirine geçişini sağlayan dekoratif bir öğe gibi görünür ama esasında sesi absorbe eder. Koskoca bir kabuk yapıyorlar neymiş modernmiş cami. Modern diyorsun hamam sesinden berbat inliyor cami, hiçbir şey anlaşılmıyor ne biçim şey bu. Mesela balkondaki parmaklık, kubbe balkonu, oradaki pencerenin temizliğine hizmet eder ama en mühimi de kubbeden gelen o anormal yankıyı keser. Balkonun döşemesinde bile sesi absorbe edici malzeme kullanmak lazım. Camide herhangi bir halı da kullanılmamak gerekir. Bunlar önemli şeyler ama kimin aklına geliyor. Lüzumsuz minareler doğru dürüst statiği yapılmıyor. Cami cemaati camiyi bilir diye bir kaide yok. Cami cemaati, camiye girip çıkıyor tamam sorunları bilebilir, konuşup fikirlerini almak tabii ki iyi. Hocalarla konuşmak tabii ki iyi ama onların kültürü bir noktaya kadar. Mimar bu işi cemaatle hocalarla yani mimari ve dini yönden ikisini birleştirip bir noktaya, bir hedefe gider. Mimar yetişmesi için teşvik edilmeli, bizde tam tersine mimarların önü kesiliyor.


Mimar denilince üniversite okuyacaksınız. Üniversitede cami diye bir bölüm yok. Meraklı olan bazı hocalar tek tük cami projesi yapabiliyor ama bu kolay iş değil. Benim babam, rahmetli Ömer Kirazoğlu, aynı zamanda sarayda da baş mimardı ve bütün camilerin restorasyon şefiydi. Ben tabii beş yaşıma kadar onun yanında büyüdüm. Birikimim buradan geliyor. Bir de ben mesleğime aşığım. Bu mimari meslekte de en büyük tehlikelerden biri kibir sahibi olmak. Yani ben bilirim başkası bilmez diye düşünmek çok tehlikelidir. İlmi de saklamamak gerekiyor çünkü ilmi saklayan kişi bir noktadan sonra kendisi de ilimsiz hale gelir. Bana neyi sorarsanız bildiklerimi anlatırım, çekinmem sebebi şu; ben bir veririm Allah’ım bana on verir. Ben bunu senelerdir gördüm ve bu kadar camiyi bana Allah’ım bunun için nasip etti. Yaptığım camilerin hepsi farklı zaten bunun güzelliği, tadı da burada. Aynısını yaptıktan sonra benim mimarlığım kaç para eder. Tabii ki farklı yapacaksın koskoca Mimar Sinan’ın birçok eseri var, o devirde niye bir tanesi birbirinin aynısı değil? Yapamaz mıydı tabii ki alasını yapardı ama yapmadı.



Mahmut Sami Kirazoğlu’na göre ideal bir cami nasıl olmalı? 


Namaz temiz olduktan sonra her yerde kılınır. Kilise’de dahi namaz kılınabilir. Ancak o huzur duygusunu yansıtan ortamı sağlamak kolay iş değil. O zaman işin uzmanı olmak gerekir. O ruhu, hissi duymak lazım. Yani bu anlatmakla olacak iş değil. Mimarsın ama sen o duyguyu, o sorunları yaşadın mı, içine girip çıktın mı, alnın bir secdeye gitti mi, bir abdest aldın mı, abdest alırken musluğun uzaklığı, eksikliği, üstün başın batıyor mu batmıyor mu dikkat ettin mi? Birçok camide ben lavaboda abdestimi alıyorum niye? Abdest alma yeri diye yapılan yerlerde üstüm başım batıyor. Ayakkabılık, akustik, caminin havalandırması, ısısı çok önemli, bunlar büyük sorunlar. Camiler, bu detaylara dikkat ederek yapılmalıdır. Allah korusun panik diye bir olay var. Bir afet olduğu zaman, en çok ölüm hadiseleri zaten panikten, ezilmeden ortaya çıkar. O halde tedbiri almak gerekiyor. Basit bir şey söyleyeyim Avrupa’da birçok caddede cami var. Orada tuvalet kapıları dahil hiçbir kapı içeriye açılmaz. Türkiye’de bunu yapamazsınız. Sen yaparsın yarın marangozu çağırır içeri açtırırlar. Dışarıda herkesin elinin değdiği mescit sallanacak, neymiş camiye rüzgar girmeyecek, bunun bir sürü tedbiri var. Bunu çözdük zaten. Karışmazlarsa gönlüm rahat cami çiziyorum ama bizim Türkiye’de ne mümkün. Herkes mimarın kralı, herkes profesör, gücünüz yetiyorsa projeyi çizin diyorum ama yok. Cami ortaya çıktıktan sonra her şeye karışılıyor. Niye mavi, niye yeşil, şunu şuraya koyalım, bunu buradan kapatalım… Nedense bu cami konusunda mimarın kaderi mi diyeyim inşallah düzelir. Yani kimse beklemesin ki bizden Sinanlar falan yetişecek diye Sinan yetişmesi için teşvik etmek lazım.


Dinimizde sadelik vardır. Camileri yaparken çok abartıyorlar. Mihrap, minber adamın elinde üç tane minber, mihrap modeli var yeni bir şey yok. O kalıbını çıkarmış, şimdi cns makinaları da var. Bir de bilgisayara verse iş kolay. Camicilik bu değil. Halıda kilimde göbekli halı yapıyorlar. Topkapı Sarayı’na halı mı yapıyorsun? Burada saf düzenliği diye bir olay var, merkezi bir sistem var, saf düzeni bozmamak lazım. Dünyada ne kadar renk varsa bir camide hepsi kullanılıyor. Mimar Sinan böyle bir şey yapmış mı? Birçok eski camide de bir sürü hata var yani eskiden hata yapılmadı demiyorum ama Mimar Sinan ulaşılmaz bir deha Allah’ımız bundan sonra da öyle birini yaratır mı bilemem ama o başka bir şey. Niye nisbet yok, o minare alıp başını nereye gidiyor, o hopörler panayır hoporleri gibi. Hastası var, çocuğu var niçin bu kadar bağırttırıyorsunuz? Namazın saatini bilen zaten bilerek gelecektir. Yani kibar bir sesle insanları davet etmelisiniz çünkü ezan davettir, bağırtı değildir. Bu bilinçte olmak lazım. Maalesef hocalarımızın yüzde 90’ı mikrofon kullanmayı bilmiyor. İstediğiniz kadar iyi ses sistemi kullanın hocanın da mikrofon eğitimi alması gereklidir.