Tebernüş Kireççi'ye SORU SOR

Mücahit müteahhit

AK Parti iktidarı döneminde hükümete yakın müteahhitlere takılan isim. Necmettin Erbakan'ın yanında yer alanlara, 1970'lerde 'mücahit' sıfatı verildiğini hatırlayacaksınız.


Eğlencede büyük indirim! Oyunlar 1 TL! Esenyurt TİKİ Eğlence Dünyası!


Mücahit müteahhit


Mücahit müteahhit ne demektir? 


Mücahitlik, bir dava için mücadele etmek anlamında kullanılıyordu. Günümüzde ise, geçmişin mücahitlerinin, paragöz oldukları ve müteahhitlik yaptıkları ima ediliyor.



Mücahit müteahhit kavramı ilk ne zaman ortaya çıktı?



Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan’ın köşe yazısından çıktığı öne sürülen “Mücahit müteahhit” kavramı, daha sonra farklı yazarlar tarafından yorumlandı. Ahmet Hakan, bu sözü ilk kez 22 Ekim 2008 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanan köşesinde kullandı. İşte “Şiirden anlayan danışman ihtiyacı” başlıklı köşesinden o bölüm şöyle; 


“Müteahhit mi oldum


Metehan söyledi, kafa yapıyor sandım, Uğur Ergan söyledi, şamata yapıyor sandım...

Ama bir okurumdan aldığım şu mesaj, işin ciddiyetini ortaya koydu:

"Sevgili Ahmet Hakan... Ben Ankara’da, Çukurambar semtinde oturuyorum. Eve gidip gelirken yolumun üzerindeki bir toplu konut alanında ’Ahmet Hakan Konutları’ tabelasına rastlıyorum... Burası size mi ait? Vallaha çok merak ettim."

Sanırım artık bu işi açıklığa kavuşturmamız gerekiyor...

Ey ahali... Duyduk duymadık demeyin... Söz konusu "Ahmet Hakan Konutları" ile hiçbir ilişiğim yoktur...

"Mücahit" iken "müteahhit" olanlardan değilim...

Ne düşmanlarım "Buradan ev alınmaz, hadi hemen tüyelim" desin, ne de dostlarım paraya kıyıp benimle komşu olmanın tatlı rüyasına dalsın...

Çünkü ne Ankara’da, ne İstanbul’da... Bırakın "Ahmet Hakan Konutları"nı, bir dikili "Ahmet Hakan ağacı"na bile sahip değilim...

Hatta ve hatta... Ankara’da sırtımı yaslayacağım bir "dayım" bile yoktur…”


Ahmet Hakan’ın aynı sözü bir kez daha kulandığı paragrafı ise şöyleydi; 


“MAĞDUR-MUKTEDİR TARTIŞMASI: “Bir zamanlar mağdurdular ama şimdi muktedir oldular” cümlesinin yol açtığı harikulade gerilimden beslenen bir tartışma... “Mücahit/müteahhit ikilemi” ya da “duraktaki türbanlı/cipteki türbanlı ikilemi” bu tartışmanın dinamitleridir... Geçmiş ile bugün arasındaki çelişkilerin beslediği bu tartışma, bazı dönemlerde söner, bazı dönemlerde alevlenir. En popüler tartışmacıları: Mehmet Tezkan, Hüseyin Çelik, Numan Kurtulmuş, Ali Bulaç...” (Hürriyet Gazetesi, 15.10.2010)



Ahmet Hakan, ‘Mücahitler müteahhit oldu derken ne demek istedi?



Hürriyet Gazetesi yazarı Hakan, 1 Eylül 2012 tarihli köşesinde o söze açıklık getirdi;


‘Mücahitler müteahhit oldu’ ne demektir?


Ben de “Mücahitler müteahhit oldu” sözünü kullananlardanım.

Başkalarını bilmem ama ben “Mücahitler müteahhit oldu” derken farklı bir noktaya işaret etmek istiyorum.

Maksadımı tane tane anlatmayı deneyeyim:


* * *


- Eskiden para çeşmesinin başını tutanlar, parayı hep belli kesimlere akıtırlardı.

- Akıtılan bu parayla bir mutlu azınlık oluşmuştu.

- Dışarıdan gelenlerin para çeşmesinin başına yaklaşmasına bile izin verilmezdi.

- AK Parti iktidara gelince “Ben çeşme başı tutmayacağım” demek yerine çeşmenin yeni sahibi

olmayı tercih etti.

- Para çeşmesinin başını tutma işini üstlenen AK Parti iktidarı, paranın aktarıldığı tipleri

değiştirdi.

- Bu zamana kadar para çeşmesinden hiç nasiplenmemiş kesimler, AK Parti sayesinde

nasiplenmeye başladı.

- “Hep onlar mı kazanacak, biraz da biz kazanalım” sözü motto oldu.

- Ancak bu yaklaşım, “adil düzen”e değil, “yer değiştirme” olgusuna tekabül etti.

- Gitti eski mutlu azınlık, geldi yeni mutlu azınlık.

- “Para çeşmesinin başını tutma anlayışı” ise milim değişmedi"



Mücahit müteahhit kavramı siyasette nasıl yankı buldu? 



07 Şubat 2012  CNNTürk'teki Ahmet Hakan Coşkun'un hazırlayıp sunduğu "Tarafsız Bölge" programında Başbakan Erdoğan'ın "dindar nesil yetiştirme" çıkışı masaya yatırıldı. 


Erdoğan, “AK Parti iktidarı müteahhitler yetiştiriyor” diyen ilahiyatçı İhsan Eliaçık'a şu sözlerle cevap verdi: 


"Ne kadar zavallısın sen ya. Bunların bakış açısı bu. Bütün müteahhitlerin hepsi ortada. Hangi dönemlerde nasıl işler yapmışlar ortada. Biz işi ehline veririz."


Erdoğan'ın bu konuşmasının ardından İhsan Eliaçık da twitter hesabından zehir zemberek bir açıklama daha yaptı.

Eliaçık Twitter hesabında, 'Sabah beri telefonlar geliyor. Başbakanın grup toplantısındaki sözlerine birazdan cevap vereceğim' dedi ve şu açıklamaları yaptı:


"Ey AKP'li mütaahhitler! Başbakanınız dahil ihalelerden gelen paraların ihtiyaçtan fazlasını tinercilere infak edin! Alternatif sermaye oluşturmuyorsunuz, yiyici , sömürücü sermaye sınıfına dahil oluyorsunuz. Kapitalizme abdest aldırıyorsunuz. Dindar gençlik yetiştirmeyi bırak,varolanı ne yaptın ondan haber ver. İhaleci,rantçı yaptın. Bu ülkenin dindarlar beklediği bu değildi. Ehli sünnet ve'l cemaat, ehl-i mülkiyet ve'şatafat oldu. İnşaat ya Resulullah diye kibir kulleri dikiyorlar. Caprice Gold sizin mezarınız. Otellerde, kırmızı halılarda dolaşmaktan dışarıyı göremiyorsunuz. Dün Mersin'de sobayi yakalim derken yaralanan 4 cocuktan haberin var mı? Köprü altında donarak ölen tinercileriden haberin var mı? Cenazelerini biz kaldırıyoruz. Zenginliği paylaşmıyorsunuz, kendinize yontuyorsunuz. Irak'ta ölen 1.5 milyon müslümandan haberin var mı? Dünyanın ezan okunan yerlerine bomba yağıdıranlar senin neyin oluyor? Model ortağın mı? Başbakan'a çağrı: İhtiyaçtan fazla ne varsa tinercilere infak et. Banka hesaplarına yığdıklarınla onlara yurt açalım. Belki 100 yurt eder. Dindarlık namazla niyazla olmaz. Eline güç (iktidar ve servet) geçince onu nasıl kullandığına bakacaksınız. Siz burada kaybettiniz. Ey Başbakan! Değil Fırat kenarında bir Kürt,bir koyun kaybolsa,bir tinerci donsa sorumlusu sensin. Dindarlık bu değilse nedir?"



Mücahitler nasıl nasıl müteahhit oldu?



Genel Başkanı Numan Kurtulmuş’un AK Parti’ye geçmesi ve Genel Başkan Yardımcısı olmasıyla beraber kapanan Has Parti’nin Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bekaroğlu ‘mücahit müteahhit’ tartışmasına Haberx.com'da 24.07.2012 tarihinde yayınlanan röportajda yaptığı şu açıklamalarla katıldı; 



“Bakın Mücahitler, nasıl Müteahhit oldu ben size anlatayım. 1994’ten başlayarak, Mücahitler, Müteahhit oldu. Önce geldiler Belediyelerde, 5 liralık işi 6 liraya yapıp, 1 lirasını da fakirlere verelim diye aldılar, bir süre sonra 7 liraya almaya başladılar, kamu 3 lira kar ediyor, 2 lirayı fakire, fukaraya, derneklere gönderdiler, 1 lira da bu işlerle uğraşıyoruz, zekat toplayanın zekatta hakkı vardır gibi dini şeylerle başladılar, kaldırdılar perdeyi hepsini kendileri için almaya başladılar. İnsan bu! Şu anda bütün Türkiye’yi ganimet gözüyle bakıyorlar. “Biz mücadele ettik, zamanında direndik, sabahlara kadar afiş astık, iktidara getirdik, elbette hakkımızdır” diyorlar. Dini bir şekilde yapıyorlar. Kendilerini rahatlatmak için de, Ümre’ye gidiyorlar, gece kalkıp namaz kılıyorlar. Hırsızlık, tüyü bitmemiş yetimin hakkı alınıyor ve dinileştiriliyor. Ganimet Psikolojisi. Üçüncü köprünün nereden geçtiğini öğreniyor, 5 liraya arsayı alıyor, arsa 1000 lira oluyor, oradaki farkı ticaret olarak yorumluyor, ganimettir bu benim hakkımdır diyerek kendisine helal görüyor. Mücahit, böyle müteahhit oldu bu memlekette.”



Mücahit müteahhit standardı mı var?



Hürriyet Gazetesi yazarı Taha Akyol, 13 Aralık 2011 tarihinde yayımlanan “Mücahitten müteahhite” başlıklı yazısında şöyle diyordu;


“Mücahitler artık müteahhit oldu!’ Bu eleştiriyi hem laik kesimden, hem İslami kesimden duyuyoruz. Maksatları farklı ama aynı eleştiriyi yapıyorlar. Türkiye’de piyasa ekonomisinin gelişmesiyle bir ‘İslami burjuvazi’nin teşekkül etmekte olduğu kesindir. Laik kesim bu olguyu AKP iktidarının yolsuzluğu gibi algılıyor, eleştirmek için “müteahhit” veya benzeri metaforları kullanıyor. ‘Burjuvalaşma’ olgusundan İslami kesimde rahatsız olanlar ise, bunu dini hassasiyetlerin azalması olarak algılıyorlar, bu açıdan eleştiriyorlar. İşte, İslami camianın önde gelen isimlerinden Prof. İhsan Süreyya Sırma, 1980’lerden sonra gelişmeyi şöyle anlatıyor mesela:


“O yıllarda işkence kitabım senede 10 bin basardı. Şimdi öyle değil. Senede bin basıyor. Müslümanlar seküler oldular. Kafelerde oturup nargile içmek daha cazip oldu. Müslümanların bir derdi vardı. O derdi yok oldu. Derdi olmayan seküler olur. Gider gezer, yer, yaşar.” (Yeni Şafak, 27 Aralık)


‘İyi Müslüman’


İslami kesimdeki değişime “piyasa” faktörünün yanında bir de “kadın faktörü”nü eklemek lazım. Okuyan, meslek sahibi olan dindar kadın “analarımız, bacılarımız” gibi ürkek eve kapanık yaşamıyor. Muhafazakâr gazetelerdeki tesettürlü yazarların çoğunun genç, iyi eğitimli, eşitlikçi ve özgürlükçü olmaları yaşanmakta olan değişimin tipik ve önemli bir göstergesidir. ‘Burjuvalaşma’yı ben öteden beri olumlu bulurum. Hem günlük hayatta rasyonel davranışları geliştirir, hem eşitlik ve özgürlük fikrini... 28 Şubat’ın “irticai sermaye” paranoyasına yönelttiğim temel eleştiri, sermayenin irtica değil, modernleşme getireceği idi. Bunu Çevik Bir’e söylediğimde “Sosyologlar kafamızı karıştırır” cevabını almıştım! Sermayenin modernleşmeyi ve rasyonelleşmeyi geliştirme işlevini ben Weber sosyolojisinden öğrenmiştim, tarihi tecrübelerle doğrulanmış bir teoridir. Bizde de doğrulanmaktadır işte. 

‘İyi Müslüman’ olmak için niye işkence altında olmak lazım?! Niye yoksul olmak lazım?! Niye kasvetli, gamlı olmak lazım?! Hayat prensibinin “korkutmamak müjdelemek, zorlaştırmamak kolaylaştırmak” olması gerekmez mi? 


‘Burjuva Türkiye’


Bugün bu konuyu yazmamın sebebi, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın “müteahhitlere sicil vereceğiz” açıklamasıdır. 1 Ocak’tan itibaren defolu müteahhitler kamu ihalelerine giremeyecekmiş. Çok iyi... Artık standartsız ‘mücahit’ müteahhit olamayacak yani! Öyledir, piyasa ekonomisinin gelişmesi yeni standartların, rasyonelleşmenin ve hukukun devamlı gelişmesini gerektirir. 


Özal’ın başlattığı piyasa sürecinde AKP’nin Anadolu sermayesini desteklemesi ve eğitimin Anadolu’da daha bir hızla yaygınlaşması, dünkü “köylü” ve “kasabalı” Anadolu’yu artık “girişimci” ve “şehirli” hale getiriyor. Kadın eşitliği ve özgürlük gibi fikirlerin gelişmesinin temelinde bu toplumsal dinamik vardır.


AKP’nin siyasi gücü bu “yükselen sınıflar”a dayanmasından geliyor. CHP’nin yükselmesi bu sınıflara açılmasına bağlı... Bakın, eski dar kalıpların dışına çıkıyoruz yavaş yavaş: CHP laiklik konusundaki o keskin “bürokratik” üslubu bırakıyor... Muhafazakâr camiada “mücahit” tarzı marjinalleşiyor...

Arabayı devirmezsek, yarınki Türkiye daha refahlı ve daha ‘burjuva’ olacaktır!”



“Mücahit müteahhit” sözünün eleştiri aracı olarak kulanılmasına itiraz kimden geldi?



Habername.com yazarı Lütfi Ayhan 10 Şubat 2012 tarihinde şu satırları kaleme aldı; 


Mücahitler Müteahhit olamaz mı?


“Bu soruyu tersinden de sorabiliriz. Yani Müteahhitler mücahid olamaza mı? Bu satırları yazmamın nedenison günlerin popüler tatışmalarından biri olan “Mücahit Müteahhit” tartışması.  Önce bu kelimelerin anlamlarını yazalım.

Mücahid:1-“ Cihad eden, din düşmanlarıyla savaşan. 2. Gayret eden, çok çalışan. 3. Tasavvufta nefsine karşı gelerek kendini terbiye eden ve böylece manevi makamlara erişen kimse, derviş.”  Bazı din alimleri ise Cihadın savaştan ayrı olduğunu, cihadın çok daha geniş ve her zaman yapılması gereken bir eylem olduğunu söylemekteler. İbadet yapmak, iyilik yapmak, kötülükten ve günahlardan kaçınmak için uğraş vermenin de cihad sayıldığını, halbuki savaşın sadece düşmanla cenk meydanlarında yapılan bir eylem olduğunuı söylemekteler. 

Müteahhit: yüklenici, yani bir işi yapmadan önce belli kurallar koyan, bedeli karşılığında belli sürede bitirmeyi taahhüt eden kişi. Türkçede bu iş daha çok bina yapan kişiler için kullanılmakta. Halbuki yol, su, elektirik, baraj, doğalgaz, telefon hattı gibi tüm işleri yapanlarda aynı sıfatla anılır.

Bu tariflerden sonra kim, “Mücahidlik güzeldir lakin müteahhitlik kötüdür” diyebilir? Derse ne kadar tutarlı olur? Müteahhitlik niçin kötü olsunki? Şu anda ülkemizde kullandığımız duble yolların, otobanların, Hızlı Tren hatlarının, evlerde, iş yerlerinde kullandığımız, elektiriğin, doğalgazın, telefonun, oturduğmuz binaların, yurt dışında yapılan barajların, fabrikaların yolların… altında kimin imzası var? Mücahidin mi müteahhidin mi? (aslında işini hakkıyla yapan her mümin gibi (başbakandan bakana, işçiden memura, tüccardan hamala, müdürden hizmetliye kadar)  mütahhit de bir mücahitdir.)” 



‘Mücahit Müteahhit’ kavramına en sert tepkiyi veren yazar kimdi?



İslamcı kesimin sert çıkışlarıyla bilinen yazarı Mehmet Şevket Eygi’nin 21.04.2012 tarihinde Habervaktim.com’da “Poitiers Savaşı Mücahitler Ganimet” ara başlığıyla yayımlanan yazısından o bölüm şöyle;


“Ülkemizde 1970'lerde palazlanan bir radikal İslamcı hareket vardır. O zamanlar birtakım genç mücahitler, resmî ideolojiye dayanan vesayet sistemini ve düzenini ağır şekilde yeriyorlar, onun yıkılması, yerine hak bir nizam gelmesini istiyorlardı.

Onlar hiçbir tâviz=ödün vermiyorlardı.

Çok yüksek emelleri vardı.

Asr-ı Saadeti geri getireceğiz diyorlardı.

Hz. Ömer'i örnek gösteriyorlardı.

Allah onlara fırsatlar verdi.

Lakin bir şeyi unuttular:

Bir İslam ülkesinde ganimet toplanamazdı.

Müslümanlar herkese örnek olmalıydı.

Siyasî iktidarı elen geçiren Müslümanlar, vazifeye bir ceketle başlamışsa, aradan seneler geçtikten sonra yine bir tek ceketle bırakmalıydı.

Tek hedef, bozuk düzenin ve sistemin yerine hak, âdil, temiz bir düzen getirmekti.

Allah rızası için gerçek mânada veya mecâzî mânada cihad yapmak çok büyük bir şereftir.

Cihadın cihad olması için ilk zarurî ve temel şart ihlastır. Yani Allah rızası için yapılacak...

Dün bozuk ve kötü dedikleri bir düzenin haram rantlarına ve haram nimetlerine saldıranlar mücahid değildir.

Peygamber Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) Hayber savaşı esnasında bir çift deri ayakkabıyı ganimet olarak alıp kendisi için saklayan ve bilahare şehit olan bir sahabenin cenaze namazını kılmamıştır.

Mekke'den Medine'ye hicret ettiğinde, Resulullahı evinde misafir eden Ebâ Eyyub el-Ensarî radiyallahu anh gerçek bir mücahitti. Çok yaşlanmış olmasına rağmen İstanbul'a feth etmeye giden İslam ordusuna katılmış, aylarca süren çetin bir yolculuğun zahmetlerine katlanmış ve yaşlılıktan, yorgunluktan vefat ederek İstanbul toprağına sırlanmıştır.

Yirmi beş yaşındayken mücahit, kırkından sonra müteahhit.

Olmaz böyle şey.

Gerçek mücahid Kur'ana, Sünnete, Şeriata, fıkha, İslam ahlakına aykırı şekilde zengin olmaz.

Gerçek mücahid, helal de olsa fazla mala ve servete sahip olmaz.

Bozuk vesayet düzeninin, resmî ideoloji sisteminin haram rant ve gelirleriyle zengin olanlar, köşeyi dönenler bugünün Poitiers savaşını kaybetmişler ve Müslümanlara da kaybettirmişlerdir.”